Oscar Zamanı

Yılın en sevdiğim zamanlarından biri Oscar zamanıdır. Her yıl adaylar açıklandığında heyecanla filmleri izlemeye başlarım, sonrasında kendime göre listeler yapar ve ödül töreni gecesini beklerim. Akademi bu yıl bazı değişiklikler olacağını bize önceden duyurmuştu. Benim en çok ilgimi çeken ise ‘en iyi popüler film’ kategorisinin ekleneceğine yönelik kararın açıklanmasıydı. Peki neden? Birçok fikir üretilebilir tabi. Akademinin bünyesine giren yeni üyeler sayesinde bazı ayrımcılıkların giderilmeye çalışıldığını ve bu sayede yapılan işlerde ve adaylıklarda sanatsal kalitenin de arttığını ve yükseldiğini gördük önceki yıllarda. Artan bu kalite ve yükseliş popülariteden biraz uzaklaştı ve reyting kaygısını ortaya çıkardı. İşte bu yüzden ‘en iyi popüler film’ kategorisinin böyle ortaya çıktığını düşünüyorum. Gelen eleştirilerle birlikte şimdilik askıya alınan bu kategori bakalım ilerleyen yıllarda tekrar gündeme gelecek mi göreceğiz?

Bu yıla dönecek olursak, renkli bir tören izleyebileceğimiz kanısındayım. Toplam sekiz filmin ‘en iyi film’ için yaraşacağı törende böyle hissetmemin nedeni, adaylar. Bu yılın en iyi film adayları: “Roma, A Star Is Born”, “Bohemian Rhapsody”, “Black Panther”, “Green Book”, “The Favourite”, “BlacKkKlansman”, “Vice”. Biraz onlardan söz edelim:

“Black Panther”, bir süper kahraman filmi. Aday olmasındaki baskıyı ve popüler tarafını bir kenara bırakırsak, yaratılan ortamı sevdiğimi dile getirmeliyim. En iyi film olarak aday olması adına birçok söz söylenebilir ama şansının düşük olduğunu belirtmek sanırım şu an için yeterli.

“BlacKkKlansman”, siyahî bir dedektifin hikâyesinin anlatıldığı gerçek bir olaydan uyarlanan film. Yönetmen Spike Lee’nin mizahı ve dramı çok güzel harmanladığı, oyuncuların kendi içindeki dinamiklerini koruduğu ve bunu harika kullanılan müziklerin eşliğinde izlemek gerçekten keyifliydi. Adam Driver aynı zamanda en iyi yardımcı erkek oyuncu adaylığı kazandı bu film ile.

“Green Book” gerçek bir hikâyeye dayanan film. Siyahî piyanist Dr. Don Shirley ve kendisinin Güney’de şoförlüğünü yapması için işe aldığı New York’lu fedai Tony Lip’in hikâyesini anlatıyor. Her şeyden önce harika oyunculuklar izlediğimi söylemek isterim. İki oyuncuya da bayıldım. Geleneksel ırkçılık duruşu sergileyen filmin senaryosunda karakterlerin biraz daha altının çizilmesi gerektiğini belirtebilirim, ama Viggo Mortensen ve Mahershala Ali öyle güzel çıkarmışlar ki karakterlerini, öyle harika bir ikili olmuşlar ki, bu söylediğim yalnızca küçük bir ayrıntı olarak kalabilir belki de. En iyi erkek ve en iyi yardımcı erkek oyuncu adaylıkları çok doğru tercih olmuş bence.

“Vice”, ABD’de 2001-2009 yılları arasında başkan yardımcısı olarak görev yapan Dick Cheney’in yaşamını konu eden bir film. Aldığı rollerde özellikle fiziksel değişimleriyle ünlü Oscar’lı Christian Bale başrolde. Her zaman izlemekten keyif aldığım bir oyuncu. Filmi genel anlamda sevdim, kurgusu zekice yapılmış; oyuncu kadrosuyla daha da güçlenen bir film olmuş.

“A Star is Born”, yetenekli ancak bilinmeyen Ally’yi keşfedince düşüşün eşiğine gelen bir country müzik yıldızı olan Jackson Maine’i konu alıyor. En iyi film en iyi kadın en iyi erkek adaylıkları bulunan filmde iki oyuncunun da yüreklerini ortaya koyduğu çok açık. Özellikle filmin ilk yarısında, oyuncu performansları ve senaryonun duygusal tarafı bir bütünlük içersinde ilerliyor. İkinci yarısında biraz farklılık gösterse de, sonuna kadar izlenilen bir film. Şarkıları hala kulağımda, harikaydı. Bradley Cooper’ın en iyi yönetmen adayı olarak da görmek isterdim açıkçası, onu da söylemeden geçemeyeceğim.

“Bohemian Rhapsody”. Büyük bir Queen hayranı olarak çok büyük bir beklentiyle izlemeye başladım bu filmi. Öncelikle Rami Malek için söyleyebileceğim pek bir şey olduğunu sanmıyorum. Özellikle son sahnede sanki Freddie Mercury’i izliyormuşum gibi hissettim. Yaşamış resmen. Ancak filmin geneline baktığımda, senaryo olarak biraz zayıf bulduğumu da dile getirmeliyim. Belki de Queen’i bildiğim için, bazı noktaları daha altı çizili şekilde izlemek istedim, bilmiyorum. Ayrıntıya geçtiğimizde daha derin bir senaryoyu hak eden bir film olduğunu düşünüyorum. Ama yine de içine almayı başaran bir film, çünkü harika bir finale imza atıyor ve tabi ki Freddie ve Queen!

“The Favourite” Yorgos Lanthimos tarafından yönetilen film. İngiltere Kraliçesi’nin gözdesi olmak için yarışan iki kadının, Sarah Churchill ve Abigail Masham’ın rekabetini konu edinen bir 18. yüzyıl İngiltere’si dönem filmi. Grotesk bakış açısını harika kamera açılarıyla sunmuş bize. Bayıldım. Harika oyunculuklarla taçlandırdığı film favorilerimden. Kostümlerinden tutun sinematografisine kadar her şeyin en ince ayrıntısına kadar harika düşünülmüş bir film. Çok beğendiğim ve bir kadın oyuncu olarak resmen kıskandığım, Olivia Colman adeta döktürüyor. En iyi kadın oyuncu adayı olan Olivia Colman en güçlü adaylardan ve benim kesinlikle kazananım. Gerçekten bir başyapıt.

“Roma”. 1970’lerin başlarında Mexico City’deki orta sınıf bir ailenin yaşamından bir yılı anlatıyor. Özellikle sona bıraktım çünkü en beğendiğim film kesinlikle ‘Roma’ oldu bu yıl. Siyah beyaz sinematografisiyle, sahnenin içindeki ayrıntıları ve genelde uzun ve tek planlarıyla çekilen gerçek bir başyapıt. Yönetmen Alfonso Cuaron kendini aşmış. O kadar hayatın içinden ve o kadar gerçek ki, tüm sahneleriyle bizi içine almayı yaşatmayı başarıyor. İzlerken gözümden yaş geldi resmen. Kesinlikle bu yıl benim en iyi film olarak kazanmasını istediğim film “Roma”. Başrolde oynayan Yalitza Aparicio da en iyi kadın oyuncu adaylarından. Başarısını ve güzel enerjisini de söylememek haksızlık olur.

En iyi film kategorisine aday olmayan, en iyi kadın ve en iyi erkek oyuncu adaylıkları elde eden ‘The Wife”, “Can You Ever Forgive Me” ve “At Eternity’s Gate’e” de değinmek istiyorum:

“Can You Ever Forgive Me”, yazar Lee Israel’ın yaşamına odaklanıyor. Genelde komedi türündeki rolleriyle tanıdığımız Melissa McCarthy en iyi kadın oyuncu adaylarından. Richard E.Grant’in performansıyla birlikte çok iyi iş çıkarmışlar. Çok keyifle izledim. Uyarlama senaryo dalında şansının olduğunu düşünüyorum.

“The Wife”, Glenn Close’un başrolde olduğu, en iyi kadın oyuncu adayı olan ve performansını bayılarak izlediğim bir film. Her zaman çok sevdiğim ve çok başarılı bulduğum Close ‘The Wife’’daki rolü ile bunu bir kez daha göstermiş bizlere. Oynadığı karakterin inceliklerini ve ayrıntılarını öyle bir bütünlükte oynamış ki her sahne de, evet Oscar’ı alma zamanı geldi diyor adeta.

“At Eternity’s Gate”, Vincent van Gogh‘un son dönemlerini anlatan bir film. Willem Dafoe en iyi erkek oyuncu adayları arasında benim favorilerimden. O kadar güzel yansıtmış ki bize Van Gogh’u, etkilenmemek mümkün değil. Yaşamış ve iliklerine kadar hissetmiş. Resim sanatını çok seven biri olarak sanat şöleninin içinde buldum kendimi izlerken.

Özetlersek, benim en iyi filmim “Roma”. İkinci sırada da “The Favourite” geliyor. İki filmden birinin en iyi film Oscar’ını alacağını düşünüyorum. En iyi erkek adaylarından hepsini gerçekten beğenmeme rağmen, akademi tercihini Rami Malek’den yana kullanacağını düşünüyorum. Willem Dafoe ve Viggo Mortensen arasında çok kaldım, elimde olsa ikisine de verirdim en iyi erkek oyuncu ödülünü. En iyi kadın oyuncu olarak favorim kesinlikle “The Favourite”deki rolü ile Olivia Colman! Ama akademinin Glenn Close’a vereceğini düşünüyorum. İki kadın oyuncu da sonuna kadar hak ediyorlar. 24 Şubat Pazar günü her şeyi öğreneceğiz. Bu yıl aday filmler için sayfalarca yazılar, eleştiriler yazılabilir ve tartışılabilir kuşkusuz. Ben yalnızca en iyi film, en iyi kadın ve erkek oyuncu adayları hakkında düşüncelerimi ve favorilerimi kısa kısa paylaşmak istedim. Tabi ki ben bir eleştirmen değilim, bir oyuncu gözüyle düşüncelerimi sizinle paylaşmak istedim.

Sanatsız kalmamanız dileğiyle…

ELİFCAN ONGURLAR